Bir dönem stil konuşmaları Carrie Bradshaw’ın gardırobunun etrafında dönüyordu. New York sokaklarında yürüyen herkesin dolabında en az bir Manolo Blahnik hayali vardı. Sex and the City bir televizyon dizisinin ötesine geçerek stil kültürünün referans noktalarından birine dönüşmüştü. Şimdi benzer bir an yeniden yaşanıyor. Bu kez sahnede Andy Sachs var. Yaklaşık yirmi yıl sonra gelen Şeytan Marka Giyer’in yeni filmi, daha vizyona girmeden güçlü bir stil dalgası yaratmış durumda. Filmden gelen ilk kareler Andy Sachs’ın gardırobunun yeniden referans haline gelebileceğini gösteriyor. İlk fragmanın yayınlanmasıyla birlikte stil editörleri ve moda medyası filmde görülen her detayı incelemeye başladı. Film 1 Mayıs 2026’da vizyona girecek.

2006’da gösterime giren ilk film Runway dergisinin kapalı dünyasını geniş kitlelere açmıştı. Miranda Priestly’nin buz gibi editoryal otoritesi ve Andy Sachs’ın o dünyaya adım atışı popüler kültürde kalıcı bir hikâye yarattı. Film Türkiye’de de büyük ilgi gördü ve Türkçeye “Şeytan Marka Giyer” adıyla çevrildi. Bu isim Miranda Priestly karakterinin markalarla kurduğu güç ilişkisini ve moda dünyasındaki sert otoritesini oldukça iyi yansıtıyordu.
Orijinal adı The Devil Wears Prada olan film kısa sürede stil dünyasının en ikonik sinema hikâyelerinden biri haline geldi. Türkiye’de filmi izleyen kuşak için Şeytan Marka Giyer bir moda filminden çok daha fazlasıydı. Birçok kişi için dergi dünyasının nasıl çalıştığını ilk kez o film göstermişti. Andy Sachs’ın dönüşüm sahnesi ise stilin bir güç dili olabileceğini anlatan en ikonik sinema anlarından biri haline geldi. Yeni filmde Andy Sachs artık Runway’de staj yapan genç gazeteci değil. Kariyerinde ilerlemiş ve stilini de aynı ölçüde dönüştürmüş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Vogue’un paylaştığı ilk görüntüler Andy Sachs’ın modern bir moda editörü estetiğine yaklaştığını gösteriyor. Bu stil, ilk filmdeki dramatik dönüşümün daha sofistike bir devamı gibi duruyor.

Filmin kostüm tasarımcısı Molly Rogers, Patricia Field ile birlikte ilk filmin stil dünyasını yaratan ekipten geliyor. Rogers yeni filmde karakterlerin stilini günümüz estetiğine uyarlamaya çalıştıklarını söylüyor. Ona göre en büyük risk nostaljiye fazla yaslanmak. İlk görüntüler ise bunun yerine çağdaş bir gardırop sunuyor. Andy Sachs’ın yeni stilinde güçlü terzilik öne çıkıyor. Oversize blazerlar, keskin silüetler, büyük güneş gözlükleri ve minimalist ama pahalı görünen çantalar karakterin yeni stil dilinin parçaları arasında. Monokrom renk paletleri ve dramatik paltolar bu estetiği tamamlıyor. Andy Sachs artık Runway dünyasının stil kodlarını tamamen içselleştirmiş bir profesyonel gibi görünüyor.

Stil editörleri filmde görülen parçaları şimdiden analiz etmeye başladı. Elle dergisi Andy Sachs’ın gardırobunu adeta bir alışveriş rehberine dönüştürdü. Analizlerde Saint Laurent’in yaklaşık 3.000 dolar değerindeki tote çantası, Toteme’in yaklaşık 1.200 dolarlık trench coat’u, Celine’in yaklaşık 500 dolarlık güneş gözlükleri ve Max Mara’nın yaklaşık 3.500 dolarlık ikonik camel paltosu dikkat çeken parçalar arasında yer alıyor. Stil editörleri ayrıca Andy Sachs’ın yeni gardırobunda The Row, Khaite, Bottega Veneta ve Prada gibi markaların estetiğini çağrıştıran güçlü bir minimalizm olduğunu da vurguluyor.


Bu parçaların ortak noktası son yılların en güçlü stil kavramlarından biri olan “quiet luxury”. Logolardan çok silüetlerin konuştuğu, gösterişten uzak ama güçlü bir estetik yaratan bu yaklaşım günümüz stil anlayışının merkezinde duruyor. Andy Sachs’ın yeni gardırobunun da bu estetiğin güçlü bir temsilini sunduğu söylenebilir. İlk film güçlü bir stil kodunun popülerleşmesine katkı sağlamıştı. Keskin terzilik, dramatik paltolar, büyük güneş gözlükleri ve minimal ama etkili aksesuarlar bu estetiğin temel parçalarıydı. Yeni filmde bu stil günümüz estetiğiyle yeniden yorumlanıyor. Moda haftalarının ön sıralarında görülen silüetler ile Andy Sachs’ın yeni gardırobu arasında güçlü bir paralellik var.

Film etrafında oluşan marka iş birlikleri de dikkat çekici bir evren yaratıyor. Saç bakım markası TRESemmé film üzerinden “affordable luxury” kavramını anlatan bir kampanya yürütüyor. Kampanya podyum estetiğinin gündelik stile nasıl taşınabileceğini anlatan bir iletişim stratejisi üzerine kurulu. Coca Cola da filmle birlikte kültürel iş birlikleri kuran markalar arasında. Kampanya Runway estetiğini popüler kültürle buluşturmayı hedefliyor. Film etrafında oluşan bu tür iş birlikleri Hollywood’da yeni bir trendi işaret ediyor. Bir film, moda ve lifestyle markaları için geniş bir hikâye platformuna dönüşüyor. Bu evrenin en eğlenceli detaylarından biri de sinema salonlarında film için tasarlanan moda temalı “handbag popcorn bucket”. Bir çanta şeklinde tasarlanan bu popcorn kovası film estetiğini sinema deneyimine taşıyan küçük ama zekice bir fikir olarak konuşuluyor. Stil dünyasının sembolik aksesuarlarından biri sinema salonlarında yeni bir popüler kültür objesine dönüşmüş durumda.
Bu durum popüler kültür ile stil dünyası arasındaki ilişkinin ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bazı filmler trendleri yansıtmakla kalmaz, onları hızlandırır. Şeytan Marka Giyer tam olarak böyle bir film. 2006’da moda editörlüğünü popüler kültürün merkezine taşıyan hikâye şimdi yeni bir dönemin stil estetiğini anlatmak üzere geri dönüyor. Andy Sachs yeniden sokakta yürümeye başladığında herkesin onu dikkatle izleyeceği kesin.
Çünkü bazı karakterler trendleri takip etmez. Trendlerin kendisi olur.

